16 Ekim 2022 Pazar

DEZENFORMASYON YASASI DEĞİL AHLAKSIZLIK YASASI GEREKLİ SAVIM (ŞİİR)

 İnsanlığın 21. yüzyılda da temel sorunu sözcüklerin doğru anlamlarını bilmemektir

Bu nedenle benim birinci görevim, birinci işim

Sözcüklerin doğru anlamlarını öğretmektir

Dünyadaki binlerce üniversite bile sözcüklerin doğru anlamlarını öğretmemekte

Örnek ki felsefe diye, 'Konulardaki ve sorunlardaki tüm olasılıkları tarafsızca ve dürüstçe

Araştırmak ve sunmak bilimi' tanımı değil

'Felsefe tarihi, felsefecilerin sözleri' falan öğretilmekte

Demokrasi diye, 'Ahlakçılık ve bilimsellik yönetimi' tanımı değil 'Siyaset, siyasi parti

Siyasetçilik, siyasi parti yönetimi' öğretilmekte

Özgürlük diye, 'Ahlakçılık ve bilimsellik' değil 'Serseriliğin kardeşi olan serbestlik

Yani ahlakdışılık ve bilimdışılık' öğretilmekte

Adalet diye 'Ahlakçılık ve bilimsellik' değil ahlakdışı-bilimdışı dünya olan siyasetin yaptığı

Yasala(Kanunlar), hukuk öğretilmekte

Din diye, dini tanımlayan, 'Din mantık, ahlak, bilim, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük

Güvenilirlik, tarafsızlık, sakinlik, medenilik, sadelik, israfsızlık, nefssizlik

Ve bunlarla inzivadır' diyen Din hadisileri'nin tanımı değil

'Gelenekler, görenekler, töreler' yani Din hadisileri'nin din tanımına aykırı şeyler 

Öğretilmekte,

İnsanlık gerçeklerden ve doğrulardan

Akıldışı-bilimdışı-ahlakdışı-insanlıkdışı dünyalar olan siyaset ve moda yüzünden

Öylesine uzaklaştırılmış ki Türkiye'de, siyasi iktidarın yaptığı ve 'Dezenformasyon yasası'

Diye bilinen yasadaki 'Yalan, doğru, gerçek' sözcüklerine bile

'Kime göre yalan, kime göre doğru, kime göre gerçek?' gibi saçmasapan, abuksubuk

Tepkiler, itirazlar yapılmakta ki bu ülkede binlerce lise, 200 üniversite var ve

Anlaşılmakta ki bu liseler ve üniversiteler daha ya 'Gerçek ne, doğru ne?' öğretmiyorlar

Ya da bunları yanlış öğretiyorlar yani 'Sana göre, bana göre, kime göre?'li yani

Göreliliğin safsata biçimi ile öğretiyorlar

Çünkü bilimde 'Gerçek' ve 'Doğru' sözcüklerine 'Kime göre?' sorusunu sormak

Ya cehalettir ya anlak(zeka) düşüklüğü durumudur çünkü 'Gerçek' tanımı 'Bilim'e göredir

'Doğru' da ahlaka göredir

Çünkü bilim beyinin ve gerçeğin nicel zirvesidir

Ahlak da beyinin ve doğrunun nitel zirvesidir

Bu nedenle örnek ki hayvanlarda ahlak ve bilim olmaz

Yani insanlar, toplumlar, ve insanlık 'Gerçek' demenin 'Bilim', 'Doğru' demenin 'Ahlak'

Demek olduğunu öğrenmelidirler artık

Yoksa durumları havanda su döğmek, ve bostan beygiri gibi hep aynı yerde dönmek durumu

Olur ki siyasetin amaçı(amacı) da zaten 'Demokrasi' diye bu durumları yutturmaktır

Yani 'Yanlış' denilince 'Bilime ve ahlaka göre yanlış'ı insanlar, toplumlar, ve insanlık

Siyaset diktatörlüğüne ve cehaletine karşın(rağmen) öğrenmek zorundalar artık,

'Dezenformasyon yasası' denilen şey demek ki kendine ölçü, ölçüt, pusula, önder, lider

Olarak 'Ahlak'ı ve 'Bilim'i alırsa doğru olur yoksa yanlış olur

Yani ahlaka ve bilime aykırı şeylere karşı olmak zaten akıl-ruh sağlığının da, demokrasinin de

Laikliğin de, adaletin de, medeniliğin de, özgürlüğün de görevidir

Ancak bu yasa ahlaka ve bilime aykırılıklara karşı olmak yerine yandaş ise 

Bu durumda öncelikle kendisi 'Dezenformasyon' durumu olur,

Durum ki 'Dezenformasyon' denilen şey ahlaksızlıktır yani utanmazlıktır

Yani insan ile hayvan arasındaki nitel en önemli farkın yok edilmesidir

Bu nedenle temel çözüm 'Dezenformasyon yasası' değil

Ahlaksızlığı yasaklayan 'Ahlaksızlık yasası' olmalıdır ki bunun içine ahlaksızlığın bir türü olan

Dezenformasyon da girer

Ancak bu durumda açık ki ahlakdışı moda türü de, ahlakdışı pılaj(plaj) türü de

Toplumsal alanlara ahlakdışı halle çıkmak da

Bar, pavyon, genelev, zina, eşcinsellik gibi ahlaka aykırı öteki şeyler de

Yani ahlaka aykırı herşey de yasaklanmalıdır ki bunun içine siyaset ve özel sektör de girer

Çünkü siyaset toplumu bölmek, ve insanları birbirlerine düşman etmek biçiminde 

Özel sektör de toplumun vatanını, emeğini, ve gereksinimlerini sömürmek biçiminde 

Ahlaksızlıktır,

Gerçek ki toplumlar için de, insanlık için de en büyük, en kötü dezenformasyon ahlaksızlıktır

Çünkü ahlak çökerse yalnızca demokrasi ve adalet değil akıl-ruh sağlığı da çöker

Savım ki ahlaksızlığa karşı 'Ahlaksızlık yasası' çıkarılmalı

Ve hertürlü(her türlü) ahlaksızlık yasaklanmalıdır, bundan başka genel, mutlak çözüm yoktur,

Bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce ahlak ve bilim' dedi

Savım ki Türkiye de, tüm dünya da Muhammed'in de, Atatürk'ün de istediği gibi

'Ahlak' ve 'Bilim' ile yönetilmelidir

Yoksa ülkelere de, dünyaya da barış, huzur, güven, dostluk, birlik asla gelmez

Atatürk'e de 'Yurtta barış, dünyada barış' dedirten şey

Atatürk'ün 'Beni değil ahlakı ve bilimi dinleyin, örnek alın' diyecek kadar

Ahlakçı ve bilimsellikçi olmasıdır.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 17.10.22/09.08



KUŞ DİLİ, KUŞ DİLİ CUMHURİYETİ VE EVRİM

 Dili ve toprağı olmak, her şey demek değildir; tıpkı, beyin olmadan da yaşanabileceği gibi. Yani bedeni olmak, her şey olmak demek değildir. Atatürk’ü; öğrencilere yeni Türk harflerini öğretirken gösteren fotoğrafa bakarsanız, kara tahtanın sol yanında W harfini görürsünüz; bazı baskılarında, belki göze batmasın diye budansa da. Atatürk; Türkçe’de olmayan bir harfi öğretiyor olamaz değil mi, o sırada? Anladığım o ki belki de Atatürk; Eski Türkler’de de var olan q, w, x harflerini Türkçe’ye katıp katamayacağını sınıyordu. Ve bu konuyu arkadaşlarıyla tartıştığı da anlatılmaktadır. Gerçekte bu üç harf genetiktir, her toplumda olması doğal ki öyle ya da böyle vardır da yani evrensel ve ilkeldir. Kedigillerden her hayvanın çıkarabildiği seslerdendir. Toplumları çağdaş, uygar yapan harflerden değillerdir. Belki dünya bu yüzden hala çağdaş ve uygar değildir. Vahşi seslerdendir. Daha çok şiddet içeren sözcükler için kullanılır: Box(Boks); war(savaş), sex, wow, gibi. Bu nedenle Afrika'da da yaygındırlar. İnsan ruhuna kötü etki yaparlar, bu nedenle Türkçe'ye alınmamalıdırlar... 


Türk Ulusu; Osmanlıca’yı bıraktı, yeni bir dile geçti diye halk, ulus, ülke olmaktan çıkar mı? Çıkmaz. Kendi dili yok diye Türk Ulusu; halk, ulus, devlet, ülke olamaz mı? Olur. Aynı bunun gibi de dili olan her topluluk; halk, ulus, ülke, devlet, yurt olamaz. 


Q, w, x harfleri Türk'lerin de ilk harflerindendir, bilenler bilir. Orta Asya’daki ilk Türk devletlerinde de bu harfler vardı. Ama büyük olasılıkla onlara da Çinceden geçti. Çünkü Çincede bu harfler hala vardır. Eğer bu harfler; Kürtçe’de varsa; ortada iki olasılık vardır: Kürtler ya Türk kökenlidir ya da Çin. İkisi de değilse yapay yaratılmış bir topluluktur ya da Afrika'dan doğrudan gelmişlerdir çünkü Afrika'da da bu harfleri kullanan diller var. Ama yazının icadı M.Ö. 3.000-4.000 arasında Mısır'da olduğu için ve Hiyeroglif yazısında q-w-x olarak Latin Harfleri'ne çevrilmiş hiyeroglif harflerin söyleniş olarak q-w-x harflerine benziyor olsalar da görünüş olarak hiç benzememeleri nedeniyle anlaşılan o ki Latince biçimleriyle bu harfler büyük olasılıkla, sonradan Hristiyan misyonerlerce Afrika'ya sokulmuşlardır. Kürtler ya Türk ya Çin ya da aşağı yönden gelmiş olan bir Afrika kökenli kavimdir. Türk ya da Çin kökenliyseler de sonuçta Afrika kökenlidirler çünkü kıtalar bir zamanlar Afrika merkezli bir daire olarak bitişiktiler. Sonra üçe ayrıldı tek ve dev dünya kıtası. Yani tüm kıtalar gerçekde Afrika kıtasıdır. Ama bence kıtalar genel olarak iki tanedir, ''eğer bölmek gerekirse''; Amerika kıtası ve Afrika-Asya kıtası. Avrupa kıtası da Asya kıtasına aittir; Avrupa ve Asya kıtaları tek bir kıtadır. Ama gerçekte bence dünya tek bir kıtadır; bölmek keyfi bir yaklaşımdır. Bu durumda, bu kıtasal ayrılmadan çok sonraları ilk insanlar ortaya çıktıklarından, bu durumda doğal ki dünyada ilk insan türü; üç kıtada birden ve ayrı ayrı ortaya çıkmıştır: doğu Afrika ilk insanı, doğu Asya ilk insanı ve Güney Amerika'nın doğusu ilk insanı. Eğer ki Afrika ve Asya kıtası; ilk insanların ortaya çıkışından sonra ayrılmışsa, bu durumda Türkler, Çinliler, Japonlar ve Ruslar Afrika'da da komşuydular demektir ama düşman-komşu da olabilirler doğal ki. Orta Asya’dan, Anadolu topraklarına göç eden Türkler’in yerleştikleri yerlerden biri de Doğu ve Güney Doğu Anadolu’dur. Çünkü Türkler hayvancılıkla uğraştıkları için dağlık, yaylalık yerlere göç ettiler; ovalardan ve deniz kıyılarından uzak durdular. 


Yani Türkiye'nin doğusu; Orta Asya'dan gelen Türk göçlerinden bağımsız, ayrı, uzak değildir. Doğu Anadolu’da ve Güneydoğu Anadolu’da soyadları Türkçe olanlar Türk kökenlidir. Mısır Hiyeroglif yazısı M.Ö. 3.000-4.000 yıllarına aitken Çin'de ilk yazı M.Ö. 6.000 yılına aittir. Yani Çin'de yazı, Mısır'dan çok önceleri vardı. Türklerin tarih sahnesine çıkışları ise M.Ö. 2.000 yılı falandır. Bu durumda, Çin dolaylarında da Afrika'dan ayrı, bağımsız bir ilk insan türü ortaya çıkmış olması doğaldır. Özellikle Güney Asya taraflarında günümüzde bile kuyruklu bebeklerin doğuyor olması buna kanıttır. Avrupalıların beyaz ırk olmasına karşın bembeyaz karların içinde yılın on iki ayı yaşayan Eskimoların beyaz olmaması beyaz ırkın, coğrafik değil genetik olduğunu göstermektedir; dolayısıyla Zenci ırkı da coğrafik değil genetiktir; yani Afrika insanları güneşin altında yana yana siyahlaşmamışlardır; maymundan türedikleri için siyahtırlar; yani Darwin doğru söylüyor; her insan maymundan türemiştir daha doğrusu, bir maymun türünün ta kendisidir; o yüzden öteki maymunlardan insan olmuyor günümüzde çünkü zaten insanın kendisi maymundur; yani dünyada gerçekte ''İnsan'' diye bağımsız, ayrı bir canlı türü yok. Güney Asya ülkelerinde günümüzde bile doğmakta olan kuyruklu bebek örnekleri bunun başka bir kanıtıdır. 


İnsanların ya da toplulukların bir dil konuşuyor olmaları onlara her hakkı verebilirse de devlet, ülke, ulus olma hakkı vermez. Dünyada, ‘’Kuş Dili’’ konuşan çok insan hatta topluluklar var; kuş dili, her ülkede var. Kuş Dili’ni yani Kuşça’yı, kuşlar mı konuşur? Hayır; Kuş Dili yani Kuşça konuşmak, bu dili konuşan insanları ‘’Kuş’’ ve ‘’Kuş Halkı’’ yapmaz ve onlara da ‘’Kuşistan’’ ya da bir ‘’Kuş Devleti‘’ kurmak hakkı vermez. İnsanlar ve topluluklar Mors Alfabesi ile de konuşabilirler, yazabilirler ama bu onlara ‘’Morsistan’’ devleti ya da ‘’Mors Devleti’’ kurmak hakkı vermez. Görmeyenlerin kullandıkları Braille Alfabesi vardır. Braille Alfabesi, görmeyenleri yaratmamıştır; görmeyenler bu alfabeyi yaratmıştır. Bu alfabeyi kullanmak , onu kullananları, görmeyen yani kör yapmaz. Hiç kimse kuş dili kullanıyor diye kuş, kör alfabesi kullanıyor diye de kör olmaz. Yine Binary Alfabesi vardır, bilgisayar dili yani. Binary Alfabesi ise bilgisayarı yaratmıştır. Yani yaratıcı bir dildir. Oysa kuş dili, kuşları; Körler Alfabesi de körleri yaratmaz. Şimdi Körler Alfabesi’ni kullananlar ‘’Biz ayrı bir halkız, ayrı bir devlet istiyoruz.’’ diyebilirler mi? Yine Binary Alfabesi kullananlar da kalkıp ‘’Biz Binary Alfabesi kullanıyoruz, ayrı bir halkız, ayrı bir devlet istiyoruz.’’ diyebilirler mi? Tarihte ‘’Çivi Yazısı’’ olmasına karşın hiçbir zaman ‘’Çivi Halkı’’ ve ''Çivi Devleti'' olmamıştır. Yani Kürtçe denilen dili kullanmakla Kürt olunmaz. Kürtçe konuşuluyor diye de halk, ulus, ülke, devlet olunmaz. Toplumbilim de bunların dışında da terimler vardır. Toplumbilim her kitleye halk ya da ulus demez. Yani dünyada Kuş Dili konuşan on bin ya da on milyon kişi örgütlenip silahlanıp ayaklansalar devlet kurmak için ve yirmi yıl da bu uğurda savaşsalar, kan dökseler onlara da yurt, devlet vermek gerekir. 


Sovyetler Birliği zamanında, Abd’de; Sovyetler Birliği ve komünizm aleyhine ahlaksız haberler, fıkralar ve karikatürler uydurmakla görevli bir birim vardı, Cia'nın içinde. Abd, emperyalizmin siyasi ve silahlı gücüdür; İngiltere ise felsefi gücü. Abd saldırır, yakar, yıkar, bombalar, devirir. İngiltere ise emperyalizmin felsefi, duygusal, toplumsal, insancıl, romantik, ideolojik görünümlü tuzaklar hazırlama merkezidir, örneğin; Suudi Arabistan’da ürettiği Vahhabilik Dini gibi; dinler üretir. Yeni kuramlar geliştirir; modalar geliştirir, sivil örgütlenme türleri geliştirir, boş inançlar, psikoljik takıntı ve bağımlılıklar geliştirir. Türkiye’de dinsel tv kanallarında yayınlanmakta olan ‘’sırlı ‘’ dizilerin bile başlangıç kaynağı İngiltere'deki ‘’Milkway’’ yani ‘’Samanyolu’’ adlı Tv kanalıdır. İngilizce’de Samanyolu, süt yolu anlamına gelen ‘’Milkway’’ dir. İran’daki son olaylarda İngiliz elçilik görevlileri boşuna göz altına alınmadı. ''Ben, Türkiye’nin doğusundaki halka öyle bir dil vereceğim ki devlet kurmak isteyecekler.’’ diyen de bir casus olan bir İngiliz lordudur. İngiliz casusu Lawrence’ın Arab’lara ne yaptığı ortadadır. Emperyalizmin kalesi, Abd’dir ama onun da kalesi İngiltere’dir. 


Abd ve Ab emperyalizmi (emeryalizmi/sömürgeciliği) yapay halk ve yapay devlet yaratma işini çok önceden beri yapmaktadır; Afrika çöllerini cetvelle çize çize onlarca devlet, ülke, halk yarattı. Afrika’da insanları; renk tonlarına göre bile ayırıp ayrı halklar ve devletler yarattı. Birgün de bu emperyalistleri de çizecekler ya haydi hayırlısı. Bugün Türkiye’de, bir şehirde insan, kendi bahçesinin toprağının altındaki suyu bile artezyenle, izinsiz çıkarmak hakkına sahip değil. Bazı Avrupa devletlerinde, evinizin çatısına düşen yağmur sularını bile almak hakkınız yok. Çocuğunuz bile sizin değil oralarda; hemen devlet alıveriyor elinizden. Ya çocuğunuzun fahişe, eşcinsel, psikopat, sosyopat, ahlaksız olarak yaşamasını da kabul edeceksiniz ya da çocuklarınız sizin olmayacak demektir bu. Size hak mı olmuş orada; fuhuşa batmış, uyuşturucuya başlamış çocuğunuza bağırmak çağırmak, bir tokat bile vurmak. Çünkü o tür şeyler bile orada, insanlara hak olarak görülüyor. Bu çok doğaldır çünkü yaşamını; dünyayı sömürmek, savaşa ve kana boğmak üzerine kurmuş Batı uygarlığının, insanca olmayan değerleri de baş tacı etmemesi düşünülemez. Ve bu insanlık dışı, yoz, ilkel, nicel uygarlık kalkıyor eline dünya haritası ve cetvel alıp, ‘’Sen şurada devlet kuracaksın, sen burada devlet kuracaksın.’’ diye buyruklar veriyor insanlara, topluluklara ama dünyanın öteki ucundaki sahiplendiği ıssız, küçücük, tanınmayan, bilinmeyen adacıklara bile özgürlüklerini, bağımsızlıklarını vermiyor. İnsanlara, evlerinin çatılarına düşen yağmur suyunu bile vermiyor. İnsanlara, öz çocuklarını bile vermiyor. Geçenlerde; bir Avrupa devletinde mahkeme, bir aileden çocuğu ‘’Siz buna kötü davranıyorsunuz.’’ diye alıp eşcinsel bir aileye verdiydi! İngiltere, kendinden bir okyanus ötede olan ve Arjantin’in burnunun dibindeki Falkland Adaları’nda hak iddia ediyor ve bunun için de insanları öldürmekten kaçınmıyor. Ama aynı İngiltere gelip Türkiye’ye; şuraları Kürtlere vereceksin, onlar Kürdistan kuracak, diyor. O Türkiye ki Batı Emperyalizmi’ne kahramanca, onurla bir savaşla kurulmuş. O Türkiye ki İngiltere’yi bile yenerek kurulmuş. Ya kimsin sen ya, elinde buralarda dünya haritası ve cetvelle dolaşıyorsun? O haritayı da cetveli de yedirirler sana burada, hala akıllanmadın mı? 


Türkiye’de, Kürdistan hayaliyle yanıp tutuşanlar bilmeliler ki böyle aşağılık, insanlık dışı, ahlaksız, onursuz, kişiliksiz, sömürgeci bir emperyalizmin tuzağına düşmektedirler. Diyelim ki Kürdistan kuruldu; emperyalizm sonra da onu dörde, beşe bölecektir. Emperyalizm, yeni bir İsrail yaratma peşindedir. Onurlu, gururlu, kişilikli her insan ve halk; emperyalizmden uzak durur. Yani devlet gibi devlet olmanın ilk koşullarından biri onurdur, dil değil, toprak değil. Çünkü insanca yaşamak için bile önce gerekli olan şey, onurdur; para, mal değil. Emperyalizme karşı büyük bir onur savaşı verip kurulan Türkiye Devleti'ne karşı ve Türkiye Halkı'na, Türk Halkı'na karşı da emperyalizmle, faşizmle iş birliği edip savaş, onurlu bir şey değildir. Bunu ancak kitabında emperyalizm, kapitalizm, faşizm, diyalektik felsefe, ekonomi politik, bilimsellik, evrim kuramı olmayanlar yaparlar. O nedenle kitabında bu kavramlar olmayanların, parti bile kurmalarına izin verilmemelidir, bırakın iktidar olmayı. Yoksa onlar da emperyalizmle birlikte ellerinde dünya haritası ve cetvelle dolaşırlar. 


Kürtçe’nin en yakın temeli Farsça’dır; yakın temeli ise eski Türk’lerdir; uzak temeli ise Çince’dir. W, x, q harfleri Kürtçe’ye Farsça’dan; Farsça’ya Orta Asya eski Türkçesi’nden;ona da Çince’den geçmiştir. Türkiye’de Kürtçe, Kürdistan hayalleri özellikle İngiltere’nin emperyalist çabalarından başka bir şey değildir. Bence; Kürtler, Kürtçe’den önce emperyalizm, faşizm, kapitalizm, diyalektik felsefe, ekonomi politik, bilimsellik ne demek onları öğrenmeliler. Türk Halkı, bunları Türkçe’den önce Osmanlıcayla öğrendi. İngilizler; ünlü İngiliz kumaşının satışlarını düşürdüğü için ünlü Hint Kumaşı üretilmesin diye Hindistan’daki Hint Kumaşı dokuma ustalarının ellerini kesmişlerdi. Bugün bile Avrupa devletlerinin, bulundukları Afrika , Asya ve Güney Amerika devletlerine baktığınızda, oralarda da kan, vahşet ve savaş ile var olduklarını görürsünüz. 


Ben; emperyalizmin verdiği bir devlette onursuz ama özgür biri olmaktansa, emperyalizme karşı savaşan bir devlette köle ama onurlu olmayı yeğlerim. Türkiye Devleti’ne, emperyalizmle olunup verilebilecek her zarar, emperyalizme yapılmış büyük bir iyilik, yardım olacaktır. Bunu da benim onurum, kişiliğim, mantığım, bilimselliğim, ruhum, gururum kaldırmaz. Emperyalizmle birlikte olmak; vahşetle, insanlık dışılıkla, mantıksızlıkla birlikte olmak demektir. Emperyalizmle birlikte olmak, bebekleri bile öldürmek demektir. Emperyalizm de, emperyalizmle iş birliği yapmak da insanlık suçudur. Emperyalizm, Irak’ı da cetvelle çizip yaratmıştı; ne oldu sonunda gördünüz. Cetvelle çizilenler, cetvelle giderler. 


Unutmayın ki Nazi Almanyası da bir devlet, ülke, yurt, halk, toplumdu; var olmak, var olmak hakkı vermez; neden ve niçin var olunduğuna bağlı. 


Türkiye’deki solcular, devrimciler, komünistler, sosyalistler; kendinizi yalnızca işçi sınıfıyla, emekle, sömürüyle, kapitalizmle, emperyalizmle, devrimle, ateizmle sınırlandırmakla yanlış yapıyorsunuz; yurda da devlete de sahip çıkmalısınız. Yıkamayacağınız şeyi; Atatürk'ün de son ana kadar yaptığı gibi korumalısınız ki yanlış güçler yıkmasın, yoksa birgün, emekçileri değil köleleri kurtarmak zorunda kalabilirsiniz ya da üzerinde barınabileceğiniz bir toprak kalmaz. Atatürkçüler, demokratlar ; kendinizi laiklikle, demokrasiyle sınırlandırmakla yanlış yapıyorsunuz. Altınızdan yurt gittiğinde oyunuza bile itibar edilmeyecektir. 


Bülbülü altın kafese koymuşlar, ille de vatanım, yani onurum, demiş. Vatan sizin nerenizde; ayaklarınızın altında mı, onurunuzda mı? Önce buna karar verin. 


Emperyalizmle/emperyalizmle, sömürücülerle iş birliği yapmak, onur değildir. Atatürk ve Türk Ulusu olmak kolay mı sanıyorsunuz? Hiroşima’ya, Nagazaki’ ye atom bombaları atanlar şimdi size ülke sözü veriyor öyle mi! Yeminle olsun, almam ! Batı bana Nobel verse de almam. Yeşil kart verse de almam. Batı kim ya, beni onurlandıracak? Batı önce kendini onurlandırsın. 


Evet; q, w, x harfleri Türk ve Çin kökenlidir. Bu harfler Türkçe’ye girerse, Türk ve Çin Harfleri girmiş olacak. Bu durumda, bunu; Atatürk ya da Mhp yapmış olsaydı; ırkçılıkla, şovenlikle, eskiye dönmekle suçlanabilirlerdi ama bunu Türkiye karşıtı güçler isteyince ilericilik, demokratlık oluyor öyle mi? Bu harfleri Türkçe’ye alınca hem Türk olduğunuzu kabul etmiş olacaksınız, Kürt değil de; hem de ülke Kürtlerin de olduğu bir ülkeye değil daha çok Çin’e benzeyecek Wang, Qonkg, İxen yu, v.b. Ayrıca Avrupa dillerine de benzeyecek ve yarın birgün Avrupa emperyalistleri diyecekler ki Türkler dil ve kültür olarak bizim egemenliğimizdedir. Atatürk bilmiyor muydu bu üç harfi de Türkçe’ye katmayı. Ama bu kadarının da artık Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal, bağımsız, özgür, özgün, antiemperyalist varlığıyla bağdaşmayacağını ve Türkiye Devleti’ni küçük düşüreceği için Türkçe’ye koymadı. Gerçekte istediği, hiçbir Latin harfini Türkçe’ye koymamaktı; eski Türk tarihinden harfler elde etmekti. Ama Osmanlı Kültürü’nden ve Osmanlıca’dan bir an önce kurtulup yeni Türkiye’yi yaratmak için buna zorunlu kaldı. Atatürkçüler yapabilseler, Atatürk’ün bu özlemini yerine getirebilselerdi çok iyi olurdu. Atatürk’ün ‘’ Türk Birliği’nin birgün gerçek olacağına inanıyorum.’’ sözü, bu gerçeği dile getirdiği gibi günümüzdeki, Batı tutkunu Atatürkçülerin de Atatürk’den ne denli uzak olduklarını da göstermektedir. 


Atatürk, Latin harflerini Türkçe'ye koyduğunda durum başkaydı; Atatürk yani Türkiye, emperyalizme karşı büyük bir başarı kazanmıştı, emperyalizmin boynu büküktü; Atatürk Latin harflerini alarak, Batı emperyalizminin onurunu, öz güvenini, öz saygısını, saygınlığını iyice kırmış ve ona meydan okumuştu. Çünkü muhteşem Batı uygarlığının temeli, başlangıcı sayılan Latin harflerinin barbar, cahil, aptal diye dışlanmış, aşağılanmış ve işgal edilmiş bir ülke halkınca ne denli başarılı, olağan üstü, yaratıcı kullanılabileceğini göstermek de istemişti. Doğal ki bu durum, Batının onurunu ve öz güvenini yıktı. 


Şimdi ise durum çok farklıdır. Bu saatten sonra q, w, x harflerini almak, emperyalizme, Atatürk'le yitirdiği ruhsal güveni, öz saygıyı ona tekrar kazandırmak ve emperyalizmin simgelerini ulusal simge yapmak anlamına gelecektir. Ama bu harfler Atatürk zamanında alınmış olsalardı, bu anlama gelmeyeceklerdi. Değişen ortamlar, koşullar, durumlar anlamları da değiştirir. Bu saatten sonra bu harfleri Türkçe'ye almak; Ulusal varoluşun değil emperyalizme ruhsal olarak da boyun eğişin utanç simgeleri olacaktır. Bence siyasi partiler öncelikle; emperyalizm, kapitalizm, diyalektik materyalizm, bilimsellik, ekonomi politik, ulusallık, Türkçe, Türk ne demek iyi öğrenmeliler. 


Q, w, x harfleri Kürtçenin değil bu saatten sonra artık, emperyalizme ruhsal boyun eğişin de simgeleri olacaktır. 


Önce onur, sonra bilim, sonra din. 


Emperyalizme ise hiç geçit yok. 

 

Necdet Gürçiftçi 

Patentsiz, dinsiz, yerli üretim bir Türk-Türkiye bilgesi 

2009-Eylülde internette yayınlandı.


ATATÜRKÇÜLERİN VE KOMÜNİSTLERİN YAPMALARI GEREKEN SAVIM (ŞİİR)

 Siyaset toplumu bölen, insanları birbirlerine düşman eden

Akıldışı-bilimdışı-ahlakdışı-insanlıkdışı bir dünya türüdür

Siyaset bu durumda kendisini ancak 'Ahlak'çı, ve 'Bilim'ci olursa kurtarabilir

Ve çözüm olabilir

Yoksa çözüm değil bataklık, uçurum gibi

Sodom ya da Nazi dünyası gibi şeyler olur,

Doğru herşeyin doğru kuralı vardır

Doğru kurallar değil yanlış kurallar yıkılmak içindir

Ahlaka ve bilime aykırı herşey yanlıştır

İnanç da doğrudur, doğru herşey de hem ahlakçı hem bilimsel olur

Çünkü bilim nicel doğrunun yoludur, ahlak da nitel doğrunun yoludur

Ahlak ve bilim içermeyen inanç, inanç değil sanıdır, varsayımdır

Ve ya insanlığı yanlış, kötü, insanlıkdışı bir dünyaya götürür

Ya da yok olur,

Batıda inanç da, din de, demokrasi de, laiklik de, adalet de, akıl-ruh sağlığı da, özgürlük de

Yok çünkü Batı ahlakı ve bilimselliği dışlamış durumda

Örnek ki ensestlik gibi ahlaka aykırı herşey, astroloji gibi bilime aykırı herşey Batıda serbest

Oysa ahlak doğruya, bilim de gerçeğe giden tek yoldur,

Atatürk de, Atatürkçülük de inançtır

Komünizım(Komünizm) de yalnızca ekonomiyi devletleştirmek değilse inanç değildir

Gerçek ki insanı ilgilendiren herşey inanç olmalıdır

İnsan olmayan varlıklarda inanç olmaz, örnek ki hayvanlarda inanç yoktur

Bu nedenle ki 'İnsan' sözcüğü de, 'İnanç' sözcüğü de 'İn' ön eki başlar,

Atatürk'ün 'Önce ahlak ve bilim' demesi önemlidir

Yoksa vatanları mutlaka birileri kurtarır

Ancak dünyada hiçbir vatan kurtarıcı, Atatürk gibi 

'Beni değil ahlakı ve bilimi dinleyin'i diyecek kadar 'Önce ahlak ve bilim' dememiştir

Atatürk'ün temel özelliği vatanı kurtarması değil 'Önce ahlak ve bilim' demesidir

Ancak durum ki Atatürkçüler bunu anlayamamış görünmekteler

Çünkü sigara, içki, astroloji gibi bilimdışı şeylerin

Ahlakdışı moda türü, ahlakdışı pılaj(pılaj, pilaj) türü gibi ahlaka aykırı şeylerin yanındalar

Oysa Atatürkçülük ahlakı ve bilimi dışlarsa faşistlik gibi sıradan, değersiz, insanlıkdışı 

Birşey olur

Doğru inanç önce ahlakı savunmalı, sonra da bilimi, bilimselliği,

Atatürk 'Önce ahlak ve bilim' demeseydi Atatürk de, Atatürkçülük de inanç olmazdı

Ancak Atatürk 'Beni değil ahlakı ve bilimi dinleyin, örnek alın' diyecek kadar

'Önce inanç' demiştir,

Komünizım de inanç olmazsa insanlık için bir değeri, önemi olmaz

İnsanlıkdışı, eşya, teknoloji gibi birşey olur,

Atatürk siyaset, siyasi partiler, siyasetçiler gibi toplumdan oy toplamak için çalışmadı

'Önce ahlak ve bilim' savını yani inançını(inancını) gerçekleştirmek için çalıştı

Çünkü öncelikle 'Ahlak' içermeyen hiçbirşey inanç olmaz

Çünkü ahlak hem beyinin, ruhun, akıl-ruh sağlığının, insanlığın, evrimin, ve evrenin

En nitel zirvesidir

Hem de insanı hayvandan ayıran nitel en üstün farktır

Bilim ise beyinin, ruhun, akıl-ruh sağlığının, insanlığın, evrimin, ve evrenin 

En nicel zirvesidir

Ve insanı hayvandan ayıran nicel en üstün farktır

Yani bilim baş, ahlak da o başa koyulan taç gibidir

Bilim yol, ahlak da o yoldaki kural gibidir

Yani ahlaksız bilim de, bilimsiz ahlak da yanlış yola götürür, yanlış yola gider

Bu nedenle ki Muhammed de 'Önce ahlak ve bilim

Din ahlak ve bilimdir

Ahlak ve bilim yoksa din de olmaz' dedi

Yani ahlak yoksa inanç yani doğru insan olmaz

Bilim olmazsa da doğru inanç olmaz, örnek ki insanlar putlara taparlar

Ancak Chp örneğinden, ve komünistlerin durumlarından açık ki 

Genelde Atatürkçüler, özelde ise Chp de, komünistler de

Örnek ki ahlakdışı moda türüne, ahlakdışı pılaj(plaj) türüne, eşcinselliğe

Karşı olmamakla ahlaka

Astroloji gibi şeylere tepki göstermemekle de bilime aykırılık içinde olmaktalar,

Atatürkçülük de, komünistlik de inanç olmazsa önemsizleşir, değersizleşir, gereksizleşir

Bugün Akp olur, yarın başka birşey ancak bu tür siyasi partileri güçlü yapan şey inançtır

Ya da kendilerini inanç yani ahlak olarak göstermeleridir

Bu nedenle ki demokrasi ya da doğru dünya yanlıları öncelikle ahlaka ve bilime sahip olmalı

Ve ahlakı ve bilimi savunmalılar

Yoksa ülkelerinde asla egemen olamazlar

Ve ülkelerini de, dünyayı da insanlıkdışı, yanlış, kötü yola götürürler,

Bu nedenle ki önerim

Genelde Atatürkçüler, demokrasiciler, laiklikçiler, özgürlükçüler

Özelde ise Chp ahlakçı ve bilimsel olmalıdır

Chp 6 ok'una 'Ahlak' adı altında 7., 'Bilim' adı altında 8. ok eklemelidir

Yoksa 'Zafer' diye, Türkiye'de akıldışı-bilimdışı-ahlakdışı-insanlıkdışı Batının

Temsilciliğini yapmış olur

'Önce ahlak ve bilim' diyen Atatürk'ün, Atatürkçülüğün değil

Ve Türkiye gibi ahlakçı bir ülkede asla iktidar olamaz,

Komünistliğin de 'Devletçi ekonomi' ve 'Beyinde bilimsellik' yanı önemlidir

Ancak komünistler de Marx'ın 'Din halkın afyonudur' safsatasını terk etmeli

Ve dini tanımlayan, 'Din mantık, ahlak, bilim, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük

Güvenilirlik, tarafsızlık, sakinlik, medenilik, sadelik, israfsızlık, nefssizlik

Ve bunlarla inzivadır' Din hadisileri'nin din tanımını öğrenmeliler

Ve ahlak düşmanlığını da, din düşmanlığını da bırakmalılar

Ve Atatürkçüler de, komünistler de sigara, içki, astroloji gibi bilimselliğe aykırı şeylere de

Akıldışı-ahlakdışı moda türü, akıldışı-ahlakdışı pılaj türü, akıldışı-ahlakdışı sanat türü

Akıldışı-ahlakdışı ünlü türü gibi şeylere karşı olmalılar

Yoksa gelecekte %20'den fazla oy alamazlar çünkü ahlakdışılık yükseldikçe

Ahlakçılık daha da yükselir

Çünkü akıl-ruh sağlığına da, insanı hayvandan ayıran yola da 'Önce ahlak' kapısından gidilir

Yani Atatürkçüler de, komünistler de 'Önce ahlak' demedikçe demokrasi düşmanlığının da

Akıl-ruh sağlıksızlığının da ekmeğine tereyağ ve bal sürerler,

Gurur onur varsa doğru gururdur

Onur ahlak varsa doğru onurdur

Demokrasi ahlak ve bilimsellik varsa gerçek demokrasidir

Özgürlük ahlakçı ve bilimsel ise doğru özgürlüktür

Akıl-ruh sağlığı beyin ahlakçı ve bilimsel ise vardır,

Ey Türkiye, ve ey insanlık

Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi

'Önce ahlak ve bilim'de birleş.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 17.10.22/05.06



11 Ekim 2022 Salı

EKONOMİDE ZORAKİ BÜYÜME DURUMU (ŞİİR)

 İnsanlığı doğru sözcükler yani sözcüklerin doğru anlamları kurtaracak

Çünkü akıl-ruh sağlığının, felsefenin, bilimin, ahlakın, dinin, özgürlüğün, demokrasinin

Laikliğin temeli olan mantık doğru sözcükler ile başlar

Ancak binlerce üniversite olan 21. yüzyılda bile insanlık sözcüklerin doğru anlamlarını

Bilmemekte

Örnek ki özgürlük serbestlik değildir, ahlaka ve bilime uygunluktur

Demokrasi siyaset değildir, ahlaka ve bilime uygunluktur

Adalet hukuk değildir, ahlaka ve bilime uygunluktur

Akıl-ruh sağlığı sorunsuz olmak değil ahlaka ve bilime uygunluktur

Din inanç, gelenek, görenek, töre değildir, ahlaka ve bilime uygunluktur

Bu nedenle ki Muhammed 'Din ahlak ve bilimdir, bunlar yoksa din de olmaz' dedi

İnsancalığın temel özellikleri ahlak ve bilimdir

Çünkü beyinin, insanlığın, evrimin, ve evrenin nitel zirvesi ahlak, nicel zirvesi bilimdir,

Türkiye'de 'Ekonomist' deniliyor ancak 'İktisatçı' da deniliyor

Ancak 'Ekonomi' deniliyor, 'İktisat' denilmiyor

'Ekonomi bakanlığı' denildi ancak 'İktisat bakanlığı' denilmedi

Ancak 'Ekonomi' de, 'İktisat' da Türkçe olmayan sözcükler yani yabancı sözcükler

Acaba Türklerde ekonomi, ve iktisat denilen iş yok mu,

İnsanlığı sözcükler kurtaracak

Sözcüklerin anlamları da dilfelsefesi(dil felsefesi), dilmantığı(dil mantığı)

Dilbilimi(Dil bilimi), ve dilgeometrisi(dil geometrisi) işidir

'Dil felsefesi' yerine 'Dilfelsefesi' yazmam da bu nedenledir

Ancak siyaset felsefeyi, mantığı, bilimi, ahlakı, sözcükleri umursamayan

Bilimdışı bir dünyadır da,

'Ekonomi' sözcüğünün doğrusu 'Economy'dir

'Eco' yankı yani çoğalma demektir, 'nomy' kendiliğinden demektir

Yani 'Ekonomi' kendiliğinden üretim, kendiliğinden üreyen demektir ki bu durumda da

Tarımsal döneme ait bir sözcük olduğu açıktır

'İktisat' sözcüğü de 'İklim' sözcüğünün 'İk'inden gelmektedir ki bu sözcüğün de tarıma

Yani iklime bağlı bir sözcük olduğu anlaşılır

Yani ekonomi sözcüğü de, iktisat sözcüğü de sanayi üretimini içermez, kapsamaz

İkisi de toprağa ve güneşe yani toprağa ve havaya bağlı üretimi içerir

İkisi de sanayide olduğu gibi baştan sona, tümden emeğe bağlı durum değildir,

Türklerin öğrenmesi gereken sözcüklerden biri de hem 'Büyüme' sözcüğüdür

Hem de 'Ekonomik büyüme' sözcüğüdür

Çünkü 'Büyümek' sözcüğünün kökeni, temeli 'Büyü' sözcüğü görünmektedir

Yani bu durumda 'Büyümek' sözcüğü 'Büyülü' birşey olmaktadır

Oysa örnek ki bebeğin büyümesinin de, ekonominin büyümesinin de büyü ile ilgisi yok

Demek ki 'Büyümek' sözcüğünde bir yanlışlık var

Ancak 'Büyümek' sözcüğü ile aynı kökene, aynı temele sahip olan 'Bütün' sözcüğünün

Anlamı 'Tam, eksiksiz' demek, bu durumda demek ki 'Büyümek' sözcüğü

'Tam ve eksiksiz' olmak demek,

'Ekonomik büyüme' sözcüğü demek ki 'Ekonominin tam ve eksiksiz büyümesi' demektir

Ancak durum ki bu sözcüğü siyaset toplumlarını aldatmak, yanıltmak için kullanmaktadır

'Ekonomi şu kadar büyüdü', 'Ekonomi bu kadar büyüdü' denilmekte, övünülmektedir

Oysa demek ki 'Ekonomik büyüme' ile denilen şey 'Ekonominin tam ve eksiksiz büyümesi'

Olmalıdır, yani bu durumda demek ki enflasyon varsa, işsizlik varsa ekonomi tam ve eksiksiz

Büyümüş olmaz yani 'Büyümüş' olmaz

Düşünün ki bir kuzu büyümekte ancak bir bacağı yok, bir gözü yok, bir kulağı yok

Bu büyüme doğru, iyi, ve güzel büyüme olmaz

Yine örnek ki apartman büyümekte ancak zemini çürük ya da kolonları çürük

Bu durumda bu durum da 'Büyüme' olmaz

Yani 'Büyüme' denilen şey 'Tamlık, ve eksiksizlik' içerir,

'Büyümek' felsefel olarak düşünülmesi gereken bir sözcüktür

Örnek ki 5 Tl'lik kağıt paranın kağıt büyüklüğü büyüse 5 Tl kağıt olarak büyümüş olur

Ancak değer olarak yine aynıdır

Örnek ki bir insanın evinin alanı ya da kat sayısı artsa evi büyümüş olur

Ancak ev yine birtek(bir tek) kişinindir

Örnek ki penis sertleşince büyür ancak sonra yine küçülür yani kütlesi değişmez,

Büyümenin bir de şu durumu vardır

Örnek ki deli de büyür ancak yine delidir

Örnek ki kanser hücresileri(hücreleri) de büyür, çoğalır ancak sağlığa zararlıdır

Bir ülkeye binlerce genelev yapılsa da ekonomi büyür ancak bu büyüme kötü bir büyümedir

Örnek ki yağ hücresileri de çoğalır, ve çoğalmaları durmazsa şişmanlığa neden olurlar

Örnek ki insanlar köle gibi ya da köle olarak çalıştırılıp da ekonomi 'büyütülebilir'

Örnek ki yangın, büyümesi istenilmeyen birşeydir,

Türkiye ekonomisinin büyüdüğünden söz edilmekte

Ancak enflasyon, ve döviz kuru almışlar başlarını gitmişler

Bu duruma bir de yoksulluk, ve işsizlik ekli

Demek ki durum 'Büyüme' değil, başka birşey, örnek ki 'Çoğalma'

Yani demek ki 'Ulusal/Milli gelir ya da yatırımlar çoğalmış ancak ekonomi büyümemiş',

Türkiye'de 'Ekonomi büyüdü'deki 'Büyüme' durum ki hem büyüme değil

Hem de 'Zoraki büyüme' denilebilecek bir büyüme

Çünkü Türkiye'de yatırımlar devlet/hükümet desteği ya da zorlaması ile olmakta

Yani kapitalistler gönüllü olarak yatırım yapmamakta

Örnek ki 'Yap-İşlet-Devlet modeli' denilen şey ile de, Toki ile de, Toki işbirliği ile de

Yapılan beton işileri(işleri)

Devlet/Hükümet zoru ile yapılan birşey durumundadır

Bu modelin işlemesi için devlet/hükümet birçok ödünler vermektedir

Yani Türkiye'deki 'Yap-İşlet-Devret'li sözde büyüme bile zorlama, zoraki bir büyümedir

Çünkü eğer Türkiye'de gerçekten gerçek büyüme olsa idi enflasyon da, döviz kuru da

Hayat(Yaşam) pahalılığı da göklerde olmazdı,

Durum ki Türkiye'de siyasi iktidar kendini başarılı, güçlü göstermek, sandırtmak için

Zoraki bir 'büyüme' yaptırmaktadır

Yani ekonomi çoğalmakta ancak büyümemektedir

Zaten ekonomide gerçek, doğru büyüme olsa ülkede demokrasi olur

Ancak zoraki 'büyüme' türü mutlaka diktatörlük türü yönetim yaratır, demokrasi değil

Hitler Almanyası da 'büyümek'te idi ancak olan şey 'büyüme' değil çoğalma idi

Bu nedenle ki demokrasi değil diktatörlük idi

Yani bir ülkenin gerçekten büyüyüp büyümediği demokrasi durumundan da anlaşılabilir

Bu nedenle ki 'Ekonomideki/İktisattaki' büyüme konusunda lafa, ve verilere değil

Demokrasiye bakılmalıdır,

Bu nedenle ki ülkeler siyaset ile değil

Beyinin, ruhun, insanlığın, evrimin, ve evrenin insani nitel zirvesi olan

Ve insanı hayvandan ayıran, nitel en üstün fark olan ahlak

Ve beyinin, ruhun, insanlığın, evrimin, ve evrenin insani nicel zirvesi olan

Ve insanı hayvandan ayıran, nicel en üstün fark olan bilim ile yönetilmelidir

Bu nedenle ki dahi Muhammed de, dahi Atatürk de 'ÖNCE AHLAK VE BİLİM' dedi

Ancak gerçek ki siyaset 'Gerçekleri ve doğruları bilmeme, ve toplumları yanıltma sanatı'dır

İnsanca bir hayat için, 'SİYASETE HAYIR, AHLAKA VE BİLİME EVET'

Ekonomi büyümeli ancak ahlak ve bilim ile, insanca, akıl-ruh sağlıklı, demokrasi ile büyümeli.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 12.10.22/04.27