7 Ekim 2009 Çarşamba

ECE TEMELKURAN NEREYE KOŞUYOR- ?

Milliyet Blog’da, onu savunan yandaş yazılarda isimini görünceye ve o yazılardaki saçmalık bana önce dalga geçmeyi sonra da öfkelendirmeyi başartıncaya kadar ondan hiç haberim yoktu; yani kimdir, ne yapar, nerelidir, eğitim düzeyi nedir falan. Ayrıca erkek egemen toplum olmakla suçlanan bir toplumda, kadınların neden tepelere tepelere adeta gelenek- görenek- nezaketmiş gibi getirildiklerinin nedenini de anlasam da anlatamam. Kadınlar aşağıda düşünemiyorlar mı, yoksa kadınlar yukardayken erkekler daha iyi mi düşünüyorlar, bunu düşünmek gerekir. Üstelik kadınlar yukarılara getirildikçe, üstlerindeki giysilerde de bir eksilme, hafifleme olması ilgincime gitmese, gözlerimde ileri derecede bir görmezlik aramam gerekrdi.. Ece Temelkuran nereli deseler; üçte bir olasılıkla; İzmir’in neresinden deseler, ikide bir olasılıkla bilirdim. Bazı insanların düşüncelerini, bilim belirler; bazılarınınkini de coğrafik özellikler. Coğrafik özelliklerin, kişiliğini belirlediği kişilerde, coğrafik bir dünya görüşü oluşur. Ve yüzlerine bakıldıklarında ne düşündükleri, ne yazacakları, ne yazmayacakları, ne düşünemeyecekleri anlaşılabilir. Yani Ece Temelkuran'ın, Doğu ilgisinin altında böyle bir coğrafik kişilik yattığı düşüncesindeyim .Ece Temelkuran’ın yazılarını inceliyorum. Gerçekte incelemezdim ama Blog’daki yandaş yazılarındaki tuhaflıklar beni buna zorladı. Ayrıca avukatmış; hukukçuları hiç sevmem. Çünkü yaşamımdaki en büyük kazıkları hukukdan yedim. Hukuk buna zorunluymuş da, hukuku inceledikçe anladım ve hukukda devrim üzerine bir çalışmaya başladım.

Ece Temelkuran; gerçekde yazmak için yazan biri bence. Yani ne bilimsellik amacı taşıyor ne toplumsallık ne de tutarlılık.Yabancı sözcükleri seviyor; ironi sözcüğü yerine Türkçe karşılığı varken ironi demek ona zevkli ve heyecan verici geliyor diye düşünüyorum yani dilde ulusallık diye bir kaygısı yok. İroni, angajman, life style, v.b. sözcüklerini çok olağanca, rahatça kullanıyor, ana dili gibi.. Dil sorumluluğu yok, yalnızca zevk alması, canının öyle istemesi yeterli, sözcük seçiminde. ( Festus Okey , adlı yazısı) ve ( Şahsımın life style’ı adlı, yazısı)

Türkiye’de darbe karşıtı ama Latin Amerika’da, devrim yandaşı. Yani gerçekde şiddet, savaş, silah, cephane, ölüm karşıtı değil.Çünkü devrimler şiddetsiz, silahsız, kansız olmaz. O, açık ki, yalnızca; kendisinin yanında olmayana karşıt. O; gerçekte yalnızca Türkçe olan şeylere karşı gibi. (Biz burada devrim yapıyoruz sinyorita, adlı kitabı) ( Ve güvenlik güçlerine taş atan çocukların yanında olması)

Solcu görünüyor ve din karşıtı takılıyor ama içinden de ‘’ Hasbinallah.’’ diyor. Allah’a inanmıyor ama ‘’ Mesai başlamadan Allah gelse çay verilmez.’’ diyebiliyor. (Şahsımın life style’ı, adlı yazısı)

Elinde olmayan şeyler de yönetiyor onu; yani her şeyi, elinde olan şeylerden kaynaklanmıyor. ‘’Aklıma hep general geliyor, elimde değil.’’ diyor. Bir bilimci; ‘’ Aklıma hep bu geliyor napim, elimde değil; 5x5 bu kez de 50 ediversin.’’ dese ne olurdu acaba diye düşünmek bile gereksiz. (Ebelek gübelek toplum, adlı yazısı)

‘’Ermeniler, Kürtler, Aleviler, solcular ve anası ağlamış herkes .’’ diyor ama Türkler demiyor bu tümcesinde. Yani demek istiyor gibi ki ‘’ Türklerin anası ağlamıyor, Türkler ötekilerin analarını ağlatıyor.’’ Belirgin bir Türk soğukluğu var üzerinde, rutubetden olsa gerek.( Ebelek gübelek toplum, adlı yazısı)

‘’13 eylülde bu köşede yayımlanan yazım, tozu dumana kattı.’’ diyor. Einstein; ‘’Görecelik üzerine kuramım, tozu dumana kattı.’’ dese; bilim dünyası sanırım ona biraz tuhaf bakardı. Blogda gördükçe anladım ki ben de; bu tür tümceyi, acemi yazarlar kullanıyor, övünmek için. Geçen gün de bir liseli genç, blogunda şöyle yazmıştı: ‘’ Falanca konu üzerine yazım, ortalığı bir birine katmıştı.’’

Ece Temelkuran; ‘’ Ne mutlu Türk’üm diyene.’’ Pankartını taşıyanlara ‘’ Timsahlar’’ diyebilen biri. Polise taş atanları çocukları ise destekler tutum içinde; çünkü haklı nedenleri varmış çocukların! Yani ‘’ Ne mutlu Türküm diyene’’ yazısı taşıyacağına; polise atmak için taş taşı, demek istiyor! (Ebelek gübelek toplumu, adlı yazısı)

Sokaklardaki; ezan ve insan kalabalığı karışımı gürültüye, soysuzlaştırıcı gürültü, diyebiliyor. Öte yandan da bir ‘’ Soyluluk’’ tutkusu, kaygısı, özlemi içinde olduğunu dışa vurmuş oluyor. Yani bir yandan milliyetçileri; soy arkasında koştukları için ırkçılıkla, çağdışılıkla suçlarken bir de soylulukdan çıkmanın erdemsizliğinden söz ediyor. Beğendiği tek soyluluk; seçkinler sınıfından olmak sanırım. (Mars’ta namaz kılabilirim, adlı yazısı)

İnsan; ekmek ve sevilmek için yaşar , diyor. Oysa insanlık tarihi bilir ki insanca insan iki şey için yaşar: Onur ve bilgelik. Sanırım ki Ece Temelkuran’ın, insan olmak tanımlamasında bunlar yok. O yalnızca ekmek ve sevilmek için yaşıyor demek. Aklım beni, yemek ve sevilmek için yaşayanlardan olmaktan korusun.

Din ve milliyetçilik, çocukları boş bir levha gibi kullanıyor, diyor. Kim kullanmıyor ki? Eğitim bile kullanıyor. Yoksa nereye yazı yazacak? (Mars’ta namaz kılabilirim. Adlı yazısı)

Güvenlik güçlerine taş atan çocuklara 20’şer yıl hapis istenmesi, zalimlikmiş. Çocuk dedikleri de 16-18 yaş arası kişiler.Ve güvenlik güçlerine taş atmaktan yargılanmakta ve Diyarbakır Cezaevi’nde yatmakta olan çocuk sayısı 400’müş. Bir toplumbilimci bu satırları görse ne der acaba? 400 çocuk; güvenlik güçlerine taş atmaktan yakalanmış ve yalnızca bir ilde. Demez mi bunların aileleri ne yapıyor? Ama Ece Temelkuran demiyor işte, çünkü o bir toplumbilimci değil köşe yazarı. Sonra da çocuğuna karşı sorumluluklarından dem vuruyor. Ve Ece Temelkuran ; bu çocukların, güvenlik güçlerine taş atmalarını normal karşılıyor ama onların ceza almalarını normal karşılamıyor. Üstelik 400 çocuk bu. Ece Temelkuran’a sorarım: 400 çocuk gelip senin evini taşlasa, mahalleli sana mı hak verir, o çocuklara mı? Mahalleli, senin kim olduğuna bakar mı? Hayır. Çünkü 400 çocuk bunu yapıyorsa, haklı bir nedenleri var demektir, onlara göre. Demek ki niceliğe bakmamak gerekir. Sana göre de Diyarbakır’daki o 400 çocuğun da haklı nedenleri var. Öyleyse yarın 400 çocuğun gelip senin evini taşlamasını ister misin? Belki onların da haklı nedenleri olabilir, ne dersin? (Fiili süreç, adlı yazısı)

Ece Temelkuran; iyi kürt-kötü kürt ayırımına da karşıymış. Çünkü kürtlerin çoğu, iyi kürt olmak istermiş ve ‘’ Demokratik açılım’’ın yanında yer almazlarmış. Devlet bangır bangır bağırıyor; kürt demek pkk’li demek değil; bunları birbirinden ayırın , diye. İşine geldi mi medya böyle diyordu. Yani Ece Temelkuran’a göre kürtler, '' Kötü kürt’’ olmalı ve açılımın yanında almalılarmış. (Fiili süreç, adlı yazısı)

Ece Temelkuran diyor ki; ‘’ Siz hiç kimseye taş atmadınız mı?’’ Sizi; altı yaşında , sadece İngilizce okutulan bir okula koysalar, Türkçe konuşunca dövseler, siz de onlara taş atmaz mısınız? diyor. Yani çocuklara diyor ki; anneniz, babanız size tokat attığında siz de onlara tokat atın. Bizi zaten öyle bir okula koydular Ece Temelkuran ve bizi öyle bir okula koyana şükran duyuyoruz. O kim mi? Bizi Osmanlıca’dan kurtarıp Türkçe’ye geçiren Mustafa Kemal Atatürk! Şakır şakır Türkçe konuşan çocuklara;''Siz Türk değil kürtsünüz, bundan sonra kürtçe konuşacaksanız, yoksa sizi döverim haa!'' diyenlere neden sesini çıkarmıyorsun Ece Temelkuran? Doğuda, Türkçe konuşanların dövülmesine neden sesini çıkarmıyorsun Ece Temelkuran? Biz de şimdi Osmanlıca’ya mı dönsek acaba, Ece Temelkuran? Biz yalnızca ağaçlardaki meyvelere ve kuşlara taş attık Ece temelkuran, çocukluğumuzda; insanlara ve hele ki güvenlik güçlerine hiç değil.Ve ilkokula giderken, bir serçe kuşunu öldürdüğüm için üç gün ağladım. Biz böyle bir soydan geliyoruz Ece Temelkuran;insan, ev, iş yeri, polis, asker taşlayanların soyundan değil!

Evet, Ece Temelkuran; sen generallere nasıl ki diyorsun, gözüm üstünüzde; benim de gözüm senin üstünde artık bundan sonra. Anla ki ne Türkiye ne de Türkler sahipsiz değiller. Üstelik Abd ve Ab emperyalizmine karşı hiç de yalnız değiller. Türkler başağa benzerler, boyun eğmeleri doluluklarındandır; boşluklarından baş kaldıranlara benzemezler.

Ece Temelkuran; bilimsellik kaygısı taşımayan, sırf zevk için yaşayan ve yazan bir kişi bence. Tarihin ana çizgisinde tutunmayı başaramayan bir ‘’ burjuva duygusalı’’ gibi davranmakda . Tek bildiği; kadın, çocuk, dışda kalan yani marjinal ya da outsiders; belki böyle dersem daha iyi anlayabilir. Ne de olsa İngilizce meraklısı.

Evet benim de gözlerim artık senin üzerinde, Ece Temelkuran:

Neden mi?

Çünkü bu ülkede; Türk olmak, Türkiye olmak, Atatürkçü olmak çağ dışılık sayılmaya, aşağılanmaya başlandı da ondan

Neden mi?

Çünkü Türklerin savunulmasız bırakılmasına ruhum başkaldırıyor da ondan.

Neden mi?

Kürt hareketi denilen hareket de, demokratik açılım denilen şey de; emperyalizmin iş birlikçisi, feodal, şoven, yoz bir hareket de ondan. Sorarım; bu hükümetteki kişilerin kaçar tane felsefe, bilimsellik, evren, doğa, insan, Türkçe üzerine kitapları var? Ya senin Ece Temelkuran; senin kaç tane bilimsel, felsefi kitabın var? Bilimle, felsefeyle ilgileri olmayanların; insan üzerine söz söylemeye hakları olmadığını; ilk çağdan beri söylemekde kültürler; duymuyor musun?

Neden mi?

Ben Türküm de ondan.

Neden mi?

Türkiye’de dünyaya gelmekle Türk olmaya söz verdim de ondan!

Neden mi?

Çünkü biz Türkler; Abd ve Ab emperyalizmleriyle el ele kurmadık bu ülkeyi; onlara karşı yokluk yoksuluk içinde yiğitçe savaşarak kurduk!

Neden mi?

Türklerin ne kadar bilimsel ve onurlu aydınlar da yetiştirebildiklerini göstermek için!

Evet, Ece Temelkuran; Türkiye’ye ihanet denilince benim de artık gözlerimin önüne gelen yüzlerden biri de senin yüzün olacak.

Ece Temelkuran, sen nereye koşuyorsun , biliyor musun? Yanlış yere! Sakın yanlışlar ve doğrular, kişilere göre değişir deme. Ben; kişilere göre değişmeyen bilimsel doğrulardan ve yanlışlardan söz ediyorum.Demir kapı, kör pencereden haberi olan ruhunun; kişilere göre değişmeyen bilimsel gerçeklerden ve doğrulardan da haberi vardır umarım.

Umarım ki nasıl ki çocuklarca taşlanan güvenlik güçlerine, ‘ Bu taşlar zorunuza gitmesin, bunlar haklı taşlar’’ diyebiliyorsan; bu yazım da senin zoruna gitmesin. Çünkü Türklüğe, Türkiye’ye laf edildi mi demokrasi bile tanımam, değil ki köşe yazarı; değil ki general!

Hukukçuları hiç sevmiyorum artık. Ama bir hukukçuyu çok sevdim çünkü bana;

''Bu ülkeye senin gibi adamlar lazım.'' demişti!

Sanırım adamcağız çok haklıymış.

Umarım geç kalmış olmam.

Görüyorsunuz; Türklüğü ve bilimselliği sevenleri çok seviyorum ben; beni sevenleri değil!

Ahmet Altan; bekle seninle de ilgileneceğim! Senin yazıların da Türkiye ve Türklük için morga benziyor.

Saygılarımla.

Necdet Gürçiftçi

2009-eylül

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder